Ana sayfa Röportajlar İçimizden Biri ZEYNEP ÖZBİLEN

ZEYNEP ÖZBİLEN

3884
0
PAYLAŞ

İçimizden Biri köşemizin ilk konuğu Zeynep Özbilen. Perfect Gazete okurları için Zeynep Özbilen kimdir diyelim ve sohbetimize başlayalım istersen.
Hikayesi İstanbul, Türkiye’de başlamış, doğma büyüme İstanbul’lu, hatta Suadiye’li,5 sene önce de Kanada’ya gelmiş bir kardeşinizim.
Müzisyen Zeynep Özbilen hakkında neler söylemek istersin?
Türkiye’de eğitim hayatımda, lisede ve üniversitede müzik hep vardı. Hani derler ya 6 yaşından beri söylüyorum diye, ben de hep şarkı söyleyen biriydim. Bir de çok miniciktim.
Minyon tiplilere hep bir lakap takarlar. Senin de bir lakabın var mıydı?
Maskot derlerdi bana arkadaşlarım. Çünkü arkadaşlarımın hep omuz hizasındaydım. Sonra uzadım, büyüdüm daha doğrusu.
Müziğe geri dönersek…
Bulunduğum ortamlarda hep bana şarkı şöyle derlerdi. Ben de o zamanın pop şarkılarını ve türkülerini söylerdim. Sonra İngilizce öğrenince o dönemin şarkıları derken üniversite zamanı geldi. Aslında daha öncesinde, lisede müzik öğretmenim müzik okumamı istemişti. Ama işletmeye yöneldim. İşletmeden mezun oldum, master yaptım, iş hayatına girdim. Üniversiteden sonra müzik tamamen bitti. Sadece dinleyici olarak kaldım.
Müziğe ne zaman geri döndün?
Yıllar sonra müziğe döndüm, iki çocuğumdan sonra.
İyiki dönmüşsün. Peki seni ne tetikledi?
Birçoğumuzun hayatının belli dönemlerinde yaptığı gibi, ben de hayatta neyi yarım bırakmıştım sorgulamasını yaparken müzik yapardım ben eskiden diye düşündüm.
Müziğe geri dönme kararı aldıktan sonra bir eğitim aldın mı?
Klasik şan dersleri almaya başladım.
Türkiye’de değil mi?
Türkiye’de. O sırada bir lisan daha öğrenmek istediğime karar verip Cervantes Enstitüsü’ne kaydoldum. O sene İstanbul’da şube açmıştı Cervantes Enstitüsü, herhalde benim için açtılar diye düşündüm, İspanyolca dersleri almaya başladım orada. Bir de conga dersleri almaya başladım Ayhan Sicimoğlu’ndan. O da Türkiye’ye yeni dönmüştü. İspanyolca öğrenmeye başladığım ilk haftalarda neden İspanyolca öğrenmek istiyorsunuz şeklinde bir soru vardı. Hoca soruyu soruyor, sıra sana gelene kadar, kelimelerini de bildiğin anlamlı bir cümle kurman lazım. Bir anda İspanyolca şarkı söylemek istiyorum diye bir cümle çıktı benim ağzımdan. O kehanetmiş. 1 senenin sonunda, kendimi elimde maracaslar, conga öğretmenim Ayhan Sicimoğlu’nun kurduğu latin orkestrasında şarkıcı olarak buldum.
Profesyonel müzik hayatına böyle başladın yani.
Ve İspanyolca şarkılarla başladım.
O günleri biraz anlatır mısın?
Türkiye’nin ilk latin amerikan orkestrasıydı. Birlikte çok keyifli bir 10 sene geçirdik. Türkiye’den başlayarak, birlikte Avrupa, Afrika, Amerika turnelerinde çaldık. Oldukça keyifli ve başarılı müzik yaptık.

Sonrasında?
Sonra kendim bir latin caz orkestrası kurdum. İstanbul’daki caz festivallerinde yer aldım.

Peki Kanada ne zaman gündeme geldi?
5 sene önce Kanada’ya gelme kararı aldık. Burada hepimiz gibi ben de sıfırdan başlama durumunu yaşadım. İlk 1 sene müzik konusunda sadece mekan gezdim. Hem caz hem latin tarafım olduğu için sadece müzik dinledim, müzisyenleri tanımaya çalıştım.

Buradaki müzik kültürünü tanımaya çalıştın diyebilir miyiz?
Hem öyle, hem de kim kimdir dağarcığı oluşturdum. Örneğin kim hangi alanda ne yapıyor, kim prodüksiyon yapıyor, kim aranjman yapıyor öğrendim. Dostluklar kurdum. Jazz FM’den kişiler tanıdım. Hep insan tanımaya ve müziği daha iyi anlamaya çalıştım.
Ne gibi sonuçlar elde ettin?
Birinci senenin sonunda ilk albümün aranjörü ve prodüktörü olan Cuba kökenli Roberto Linares Brown ile el sıkıştık.


İlk albüm Zee tek kelimeyle harikaydı

O oldukça oynak melodileri olan bir albümdür. Latin ritmlerle Ayva Çiçek Açmış, İnleyen Nağmeler… Bizim Barış Manço’muz gibi, Kanada’nın çok sevdiği bir müzisyen olan David Clayton Thomas’ın Spinning Wheel isimli, 70’lerde 7-8 tane Grammy almış bir şarkısı var. Onun salsa versiyonunu benim yazdığım Türkçe sözlerle Dönme Dolap ismiyle albüme aldık. Böyle çok değişik, fıkır fıkır bir albümdü birinci albüm.
Biz daha ilk albümü dinlemeye doyamadan ikinci albüm Zest geldi. Bu arada ilk albüm Zee, ikinci albüm Zest. Z harfi müzikte varılacak son noktadır mı diyor, yoksa Zeynep’in Z’si mi?
Gülüşmeler…

Bu yorumu unutmayacağım. Ama estağfurullah; benim ismim Zeynep olduğu için ve çoğumuzun Kanada’da yaşadığı ismin telaffuz edilememesinin sıkıntısını aşana kadar Z harfi benim kısaltılmış adım gibi oldu. Mesela Jazz FM sunucularından Jaymz Bee beni takdim ederken Zee dedi; öyle başladı ve kaldı.
Evet, ikinci albüm Zest neyi ifade ediyor?
Zest, çeşni veren lezzet demek. Albümlerin ikisi de farklı coğrafyalardan, farklı kültürlerden lezzetler sunduğu için Zest’le devam ettik. Üçüncü albüm için Z ile başlayan isim arayışındayız.

İkinci albüm ilkinden daha farklı
Aklımda caz hep vardı. Latin caz, Akdeniz, Anadolu ve Anadolu’muzun
güzel türküleri.
Hep merak etmişimdir bir albüm nasıl hazırlanır. Mesela ne kadar sürer bir albümü hazırlamak?
Bir albümü hazırlamak bir davet yemeği yapmak gibi bir şey. Planlayarak başlıyorsunuz, ne pişirsem, nasıl bir damak lezzeti sunsam, hangi yemekleri arka arkaya eklesem, hangi tatlıyla bitirsem diye. Sonra onun alışverişi gelir, hangi malzemeler girecek içine. Yapma bölümüne gelene kadar epey bir hazırlık var. Genelde benim için 2 yıl sürüyor. Yani 2 yıl sonra bir albüm çıkaracaksam, şimdiden düğmeye basmam gerekiyor. Zaten öyle de oldu. İlk albüm çıktıktan sonra hemen öbürü için çalışmaya başlıyor kafam. İlk 6 ay tamamen kuluçka dönemi gibi. Kayıt aşamasına ise 1 sene sonra geliniyor. Ekibe daha çok var ama hangi şarkılar ve nasıl hissiyatta olacağına karar verilmeli. Birbiriyle çok alakasız şeyler olamaz, bir şeyde buluşulması lazım en azından. Bir de ben hep karıştırmayı seven biri olarak illa yurdum türküsü de olsun, Cuba dolaylarından da müzikler olsun isterim. Biraz da Kanada yerlisi ile Türk davullarını karıştırarak oraya da girdim. Kızılderili havalarına da girdim. Ama bunların rüküş durmaması lazım.
Evet uyumlu olması lazım, kulağa hoş gelmesi lazım.
Tabi, dediğim gibi his olarak nerede olduğum ve bu çalışmayı hangi şefle yapacağım çok önemli. Bu türkü olur mu, bu şarkı olur mu, mutfakta pişirme işinin başında kim olacak.

Tüm bu çalışmalarda şahsen en önem verdiğin nokta ne?
Bence en önemlisi müzik dilinde birbirini anlayabilmek. Aranje yapacak profesyonelin benim lisanımı ve hislerimi anlaması lazım. O da değişik bir süreç.
Farklı kültürlerden gelen müzisyenlerle çalışıyorsun.
Evet, 1 tane 10 kişilik Latin Beat, 1 tane de 5-6 kişilik World Jazz
olmak üzere 2 orkestram var. Hepsi çok değerli müzisyenler. Çok farklı coğrafyalardan geliyorlar. Bütün Latin Amerika temsil ediliyor, Cuba, Panama, Dominik Cumhuriyeti, Colombia, Peru gibi. Kuzey Amerika’da en azından birkaç jenerasyon Kanada’lı arkadaşlarımız var. Avrupa’dan Sırbistan, Portekiz var. Aklıma gelenler şimdilik bu kadar.
Yani yanyana geldiğimizde dünya haritası oluşuyor.
Peki bu kadar farklı kültürlerden gelen müzisyeni aynı paydada birleştirmek nasıl mümkün oluyor? Onlar Türkçe bilmiyor ama albümlerinin yarısından fazlası Türkçe şarkılardan oluşuyor. Dil bilmeden bu nasıl mümkün?
Müziğin mucizesi mi demek lazım, bilmiyorum. Hep hissettiğim ve söylediğim bir şey var, müzik birleştiriyor. Evrensel bir dil. O kadar çok konuda ayrıştıran özellikler var ki, saymaya gerek yok. Biz ve onlar haline getirecek o kadar fazla etken varki, müzikte böyle birşey olmuyor. Kavgalar ortadan kalkıyor ve bir anlaşma zemini ortaya çıkıyor. Sanatın birçok dalında böyle ama müzikte, hele aynı coğrafyadan olup, yani Balkanlar, Akdeniz, Ortadoğu, Kuzey Afrika, bütün bu müzikleri birbiriyle hiç çatışmadan biraraya koymak mümkün. Çünkü çok güzel anlaşıyorlar. Ortak bir tarih var, coğrafi yakınlık var. Yani müzik sınırlar ötesi birşey. Onun için de bütün bu müzisyenlerle paylaşmanın ötesinde herkes kendi kültüründen hediyeler de ekledikleri zaman çok hoş şeyler çıkıyor ortaya diyebilirim. Dolayısıyla olduğumuz noktadan başka bir noktaya katlanarak geçiyoruz. Lisan konusunda ise mutlaka hissi vermek gerekiyor. Sözleri tercüme etmenin yanısıra, bizim türkülerimizin hikayelerini anlattığım zaman zaten hepsi o ruha giriyorlar.
Yakın tarihteki ilk konserimiz 15 Ekim’de Hugh’s Room›da olacak. Tüm Perfect Gazete okurlarını bekleriz. Albümlerim ise Yorkville’deki Gregorian Müzik Mağazası’nda satıştadır. Ayrıca, ITunes, Apple Music, Amazon, Spotify ve benzeri tüm online müzik satış ve dinleme sitelerinden ulaşılabilir.

Zeynep Özbilen’e aynı zamanda bir anlamda kültür elçiliği görevi üstlendiği için de teşekkür ediyoruz.

Zeynep Özbilen konseri
15 Ekim 2017
20:30
Hugh’s Room Live
2261 Dundas W,
Toronto, Ontario M6R 1X6