Ana sayfa Yazarlar Bence KANADA’DA YAŞAMAK

KANADA’DA YAŞAMAK

3493
0
PAYLAŞ

Merhabalar efendim,

Rakamların yanyana dizilişindeki albeniden olsa gerek, birçok kişi 2020 benim yılım olacak derken, yılın ilk iki ayı pek yüzümüzü güldürmedi. Bakalım bundan sonrası ne gibi sürprizlerle karşılayacak bizi.

Her ne kadar üstüste gelen felaketler dünyanın bir ucunda olan Kanada’ya pek dokunmuyor olsa da sadece manşetleri okumak bile vicdanı olan herkesi derinden yaralıyor. Öyle olaylar oluyor ki adeta tüm dünya temelinden sarsılıyor.

Albert Einstein’ın “Üçüncü dünya savaşında hangi silahlar kullanılacak bilmiyorum, ama dördüncüsü taş ve sopa ile yapılacak” sözünden yola çıkarsak, tüm dünyanın adı konulmamış bir tür savaş içinde olduğunu gözlemleyebiliriz. Gerçi zamanın Almanya’sında güçlenen Hitler rüzgarı yüzünden ülkesinden kaçıp geldiği ABD’de dönemin başkanı Roosevelt’e bir mektup yazarak atom bombası çalışmalarına başlanılması gerektiğini tavsiye eden ve Japonya’nın bugün bile izlerini taşıdığı ilk iki atom bombasının üretilmesinde de aynı Einstein’ın parmak izi var. Fakat sonrasında nükleer silahların yasaklanması için bir kampanya başlatan da O. Bir anlamda zararın neresinden dönülse kar der gibi. Belki de göçmen olarak geldiği ülkeye bir faydası dokunsun istemişti ama her zaman insanı ön planda tuttuğuna yemin eden bu özgürlükler diyarında bile bilimin yanlış ellerde terör üretebileceğini düşünmemişti.

Üçüncü Dünya savaşı diyordum… Geçenlerde okuduğum bir yazı beni oldukça derin düşüncelere daldırdı. Şöyle diyordu: Mutluluğu satın alamazsın ama Kanada’da yaşayabilirsin; ikisi neredeyse aynı şey.

Gerçekten öyle mi?

Her ne kadar dünyanın yaşam kalitesi en yüksek, dolayısıyla en tercih edilen ülkelerinden birinde yaşasak da çoğumuzun kökleri başka topraklarda. Daha iyi bir yaşam için, huzur için, güvenlik için, kaliteli bir eğitim için ya da sadece keyif için Kanada’da yaşamayı seçsek de çoğumuz ilk ya da ikinci kuşak göçmeniz. Bu yüzden anavatanlarımızda olan en ufak birşey bizi iki kat fazla etkiliyor. Oradaki başarılara seviniyor, oradaki yanlışlara üzülüyoruz.

Üstelik bu sadece bizim genç göçmen toplumumuza ait bir psikoloji de değil; Kanada’daki en eski göçmen topluluklar olan Çinliler, İrlandalılar ve İtalyanlar için de aynı şey geçerli. Zaten çokkültürlülüğü benimseten olgulardan biri bu his benzeşmeleri.

Diğer yandan yeni bir kültürü tanımayı ve o kültüre adapte olmayı ayrıldığı topraklara bir nevi ihanet olarak görenler de var. Her ne kadar abartı gibi gelse de otuz yıldır Kanada’da yaşayıp da İngilizce öğrenmemiş olmasıyla iftihar edenlerimiz de mevcut aramızda. Ayıp, hatta günah gibi.

Ne gariptir ki göçmen topluluklardaki kültür erozyonunda en çok bu kişilerin çocuklarının adeta kurban olduklarını görüyoruz. Bedenleri Kanada topraklarındaki bankalarda dolar biriktirken, ruhları başka diyarlarda o sıfırlarla yatırım yapmakla meşgul olduğu için çocuklarını yitirdiklerini farkedemiyorlar. Anadillerini çatpat konuşan bu çocuklar ne yazık ki iki kişilikli yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Evde başka, dışarıda başka.

Neredeyse hepimizin ezbere bildiği bir öcüdür yabancı.

Ailesini arkadaşında kalmaya ikna etmeye çalışan çocuğu susturmak için ‘onlar yabancı’ denir.

Kıyafet seçimindeki özgürlüğü kısıtlamak için ‘bizim kültürümüzde öyle şey olmaz’ denir.

Flört hepten ayıplanır, bir yabancıyla evlilik söz konusu olduğunda ise dillerdeki nakarat ‘Allahım neydi günahımdır’.

Uzun lafın kısası, yaptırımlarla, yasaklarla ve sözde günahlarla pranga altında tutulan çocuklar ilk fırsatta evlerinden de o evlerin temsil ettiği kültürden de kaçarlar, kaçıyorlar.

Madem ki Kanada’da yaşıyoruz, Kanada’nın Kanada dolarından başka güzelliklerini görmekte de fayda var.

Belli bir yaştan sonra paten kaymayı öğrenmek zor olabilir ama Kanada’nın  hokey ya da basketbol liglerini takip etmek fazla bir enerji gerektirmez. Evden işe, işten eve ve haftasonu da birbirlerinin evine gidenlerden olmak yerine, arabayla en fazla bir saatlik bir mesafede keşfedilecekler listesini genişletmek aile bağlarını da güçlendirecektir.

Hatta Kanada’nın sıkıcı politik gündemi bile belli bir süre takip edildikten sonra bağımlılık yaratabilir. Yakışıklı başbakanın çorap seçimi ya da sakalı, Prens Harry ve Meghan Markle’ın Kanada’da sıradan insanlar gibi göçmenlik başvurusu yapmaları, kadın politikacıların bakımsızlıkları, Ford hükümetinin tutarsızlıkları ya da 5G teknolojisinin sonuçları es geçilecek muhabbetler değil. Hiç olmadı oy verirken işe yarar.

Böylesine kıvrak bir zekaya sahipken kimbilir, belki bir gün mecliste tanıdık bir isim bile olabilir. Ne de olsa Kanada’nın çokkültürlü ve eşitlikçi kabinesinde hakeden herkese yer var.

Hem yeni birşey öğrenmek beyni dinç tutacağından başka diyarlara yapılan yatırımların tadını çıkaracak zaman da kalır belki.

Perfect olun, Perfect kalın…