Hoşgeldiniz.
Hoşbulduk.
Kanada’ya ne zaman geldiniz?
1976 yılının 30 Ağustos’unda. Bu sene 43 yıl olacak.

Kanada’ya geliş öykünüz nedir?
Kanada’ya Şule Ateş isimli bir öğrenci olarak geldim. Waterloo Üniversitesi’ne doktora çalışmalarım için gelmiştim. Aslında Kanada’ya gelmek gibi bir niyetim yoktu. ODTÜ’de yüksek lisansımı tamamladıktan sonra Waterloo Üniversitesi’ne gelmek isteyen bir arkadaşım beni de beraber gelmeye ikna etti. Hatta dönüş yolumuz cruise olacaktı. Ama onu Waterloo’ya kabul etmediler.
Gülüşmeler…
O da başka bir Kanada üniversitesine gitti.
O yıllarda Kanada popüler bir yer miydi?
Burada eğitim alan arkadaşlarımız vardı.
Yurtdışına ilk çıkışınız mıydı?
Yurtdışını bırakın, İstanbul’a bile yalnız gitmişliğim yoktu.

Peki ailenizden nasıl ayrıldınız?
Annem pek istemedi. Yurtdışına çıkmak istediğimi söyleyince rahmetli babamın desteği çok oldu. Hatta Türkiye’den burs almama bile, daha sonra bana yük olmasın diye karşı çıktı, elinden geldiğince bana yardımcı olacağını söyledi. Ama ben geldikten birkaç ay sonra vefat etti. Bana “döner de bir daha okula gitmez” diye haber vermediler. Waterloo Üniversitesi bana asistanlık verdi, hep onunla geçindim. Ama ailemden annemin Merkez Bankası’ndan büyük zorluklarla gönderdiği $500 dışında bir para almadım.
Mali anlamda rahattınız yani.
Sıkıntı çektim diyebilirim. Kahve o yıllarda 10 sentti. Onu bile hesaplayarak alırdım param ay sonuna yetmez endişesiyle.

İlk zamanlarda Kanada’yı nasıl buldunuz?
Waterloo küçük ama çok güzel bir şehirdi. Kaldığım yurdun yanından bir dere geçerdi, şirin bir yerdi. Fakat tabi benim için Türkiye’yle kıyaslanamazdı.
Burada kalmaya nasıl karar verdiniz?
Karşıma eşim çıktı. Eşim Ertuğrul 1971’de gelmiş; doktorasını bitirmek üzereydi. Ben geldikten 3 sene sonra 1979’da evlendik. Evliliğimizin ilk 10 yılı Kanada’da geçti. Sonra çocuklar olunca büyüklerini tanısınlar, Türk eğitimi alsınlar istedik. 2 seneliğine 1989’da döndük Türkiye’ye.
Döndüğünüzde zorlandınız mı?
Yok. Eşim de ben de hep akademik dünyanın içinde bulunduğumuz için zorlanmadık.
Sizi tekrar Kanada’ya döndüren ne oldu?
Kariyerlerimiz en önemli dönme sebebimiz oldu. Fakat oradaki hayatımız çok güzeldi. Ailelerimiz yanımızdaydı, çocuklar kuzenleriyle birarada olabildiler. Ben hem YÖK’te hem Bilkent’te çalışıyordum, eşim ODTÜ’deydi. Sonunda Kanada ağır bastı, geri döndük. Ama anneden babadan ayrılıp tekrar buraya dönmek hepimiz için çok zordu. İkinci kere ayrılmış gibi olduk.

Gurbet duygusu oldu mu?
Hala var. Annem hayattayken haftada 3 defa annemi arıyordum. Annem vefat ettikten sonra aynı ilişkileri abimle devam ettirdik. Şimdi abim de gidince kendimi sudan çıkmış balık gibi hissediyorum. Gurbet duygumuz hep oldu. Onun için senede 3 ay gidiyoruz.
İnsan gurbet duygusunu en çok bayram gibi özel günlerde yalnız kalınca yaşıyor.
Biz burada 6-7 aile çok güzel bir grup kurduk. Hem bizler hem çocuklarımız aşağı yukarı aynı yaşlarda. Her bayramı kutladık burada. Arkadaşların anne babaları vardı, bizler ve çocuklar. 3 nesil birarada olunca gelenekleri de devam ettirebildik. Şimdi o çocukların çocukları oldu. Onlar da çocuklarının aynı şekilde büyümelerini istiyorlar.
Kendinizi Kanadalı olarak hissediyor musunuz?
Orası da evim, burası da evim. Hem Türküz hem Kanadalıyız. Çocuklarımızı da öyle yetiştirdik.

Burada çocuk yetiştirmek hakkında ne düşünüyorsunuz? Anneanneler babaanneler olmayınca çok zor muydu?
Babaları da uzun saatler çalışmak zorunda kaldığı için bu sorumluluğu büyük ölçüde ben üstlendim. Oğlum doğduğunda annem 10 aylığına geldi. Kızım doğduğunda ise tamamen tek başımaydım.
Peki hem annelik hem kariyer birlikte nasıl gitti?
Annem gittikten sonra 10 aylık bebeği sabah 6:30’da kreşe bırakıp akşam 6:30’da alıyordum. Önce işe yakın olması için ev değiştirdik. Fakat zaman içinde kariyeri ikinci plana ittim. Çocukları hiçbir aktiviteden eksik bırakmadım. Buz pateni, karate, yüzme, basketbol, tiyatro, istedikleri her şeyi yapma fırsatları oldu. Kızım Anadolu Folk Oyuncuları ile folklor oynadı. Yıllar sonra orada folklor öğretti. Bu arada sağolsun Şaziment Başçiftçi hanımın Heritage Language programında öğretmenliğini yaptığı Türk okulunun çok büyük faydasını gördük. Yaklaşık 10 yıl boyunca iki çocuğum da okul haricinde bu programa da gittiler.
Bu programın ne gibi faydası oldu?
Türkçe okuyup yazmayı öğrenmenin dışında en büyük faydası kendileri gibi başka çocuklar da olduğunu görmeleri oldu. Evde İngilizce dışında başka bir dil konuşulabileceğini anladılar ve bundan utanmadılar. Oğlum üniversiteye gittiğinde odasına hem Kanada hem de Türk bayrağı asmıştı yurt odasında. Bu duyguyu verebildiğim için ben çok mutluyum. Birçok aile çocukları Türkçe konuşmadığı için şikayet eder. Ben çocukların önce evde eğitilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bunun için de anadilde yozlaşma olmaması çok önemli.
Tabi. Arada Türkçe ve İngilizceyi karıştırarak espriler geliştirdiğimiz de oluyordu.
Anladığım kadarıyla siz her iki dilin de dengeli olarak konuşulmasını sağlayabilmişsiniz.
Çocukların Türkçeyi unutmamalarına çok özen gösterdik. Bilhassa bilimsel bir konuda konuşuluyorsa o zaman biz bile İngilizce’ye dönüyoruz. Çünkü biz de öyle öğrendik.
Dil konusu açılmışken, geldiğinizde dil sorunu olmamasının avantajları oldu mu?
İlk zamanlar biraz sıkıntı yaşadım. Bilimsel lisanım iyiydi; dersleri takip edebiliyordum, raporlar yazabiliyordum. Fakat ilk aylar yurttaki diğer öğrenciler beni anlamaz ve bana tepki gösterirler diye ürktüm.

Bu negatif bir tecrübe yaşadığınız için mi oldu?
Birkaç defa ne demek istediğimi anlamadılar sadece. Kimseyle konuşmak zorunda kalmamak için yemeklerimi herkesten sonra yerdim. Okula Eylül ayında başlamıştım. Noel zamanı geldiğinde okulda kimse kalmadı tabi. Sadece ben, bir Venezuella’lı ve bir de Mısır’lı arkadaş kaldık. Onlarla sohbet etmek beni açtı. Sonra farkettim ki İngilizcem sadece akademik konularda değil, günlük konularda da gayet yeterli. Hatta Malezyalı bir kız arkadaşımla ayrı eve çıktık.
Mali olarak bunu karşılayabilecek seviyeye gelmiştiniz.
Evet, iki asistanlık verdiler bana. Hem okul harçlarını biriktirebiliyordum hem de nispeten rahat yaşıyordum. Sonra 1979’da evlendik.
Nerede evlendiniz?
Burada tanıştık, burada evlendik. Biz karar verince Türkiye’deki ailelerimize söyledik. Gelenekler yerini bulsun diye onun ailesi gıyabımızda beni istemeye gitti. Benim çeyizim televizyon, eşimin çeyizi ise dikiş makinesi olmuştu. Türkiye’ye gitti geldi o makine. Hala durur.
Çok ilginç.
Hatta ilk bir sene Ertuğrul’un işyeri farklı bir şehirde olduğu için part-time evli kaldık.
Film gibi.

Bu arada iş yaşantınız nasıldı?
Bir ara Mc Master Üniversitesi’nde çalıştım. Bir süre eşimle aynı şirkette çalıştık. 4 sene, birlikte. Sonra yanılmıyorsam 87 yılındaki ekonomik krizde ikimiz birden işsiz kalmayalım diye oradan ayrıldım, Environment Canada’ya geçtim. Sadece 10 dakikalık bir mülakattan sonra uzun yıllar orada çalıştım.
O zamanlar iş bulmak kolay mıydı?
Ben ilk zamanlar haricinde iş aramak zorunda kalmadım. Önemli olan ilk işi alabilmek. Sonrası daha rahat geliyor.

Bu arada ayrımcılık, dışlanma gibi sorunlarla karşılaştınız mı?
İşyerindeki bürokratik konular dışında bir ayrımcılıkla karşılaşmadım. Burada da Türkiye’de de alanım bilgisayar olduğu için erkek egemen bir iş ortamında çalıştım. Fakat bir saygısızlık yaşamadım.
Peki iyi ki gelmişim diyor musunuz?
Şimdi diyorum. Kanada iyi bir ülke. Onun için burdayız.
Son olarak yeni gelenlere ne tavsiye edersiniz?
Kim olduklarını unutmasınlar. Fakat buranın vatandaşı olduklarını da unutmasınlar.
Teşekkür ederiz.






